24 Ekim 2009 Cumartesi

tırsmak

+ahmet be, çok fena göbek yaptın olm ya!
-evet olm ya, spora başlamam gerek laayyynnn aha!
+goooooool, sevgili seyirciler. Messiiii meessssiiiiiiiii bu adam neyin nessiiiiiiii
-kırarım bu makineyi!

Oyun oynarken neden böyle davranıyorsun canım mustafa.


teee evvel zamanda ben buraya başka birşey yazacaktım. Yani Mustafa beni sürekli yendiğinden mütevellit ben bir kaç gündür çok üzgündüm. Üzüldüğümü gören Mustafa, bir gece yarısı ben üstteki satırları yazarken, üç tane hatunu arabaya doldurup yanıma getirdi. Sağolsun, varolsun.

Ama işte onu da yazamadım. Ikinci olayı da şeyedemeden üçüncü olay başgösterdi. Olaylar birbirine girdi. Nereden hangi konuya dalsam, hep bir başka şey araya kaynadı. Inceden tırsmaya başladım. Hatta ne incesi lan tiril tiril titriyorum şu an. Yoksa gece beş olmuş, zaten gribim, fosur fosur uyurdum. Ama yok, o da olmadı. Bu playstation hayatımı mahvetmeye devam ediyor. Çalınacak diye o kadar çok korkuyorum ki sarılıp uyusam yeridir. Ya da her gece birimiz uyanık kalsın, nöbet tutalım başında. Yaklaşık bi on beş dakika önce kimliği belirsiz kişiler tarafından notası belirsiz sesler odamda yankılandı. Sanki biri kabloları çekiyordu, sanki biri bulureylerimi cebine dolduruyordu, sanki yabancı birinin avuçları arasında benim kollar duruyordu. Bana göre yaklaşık 1 saat ancak dünyanın dönüş hızına göre 5 dakika süresince kulak kabarttım, dinledim. Evet, birisi salona girmişti. Mustafa kalkar diye yine bana göre 1 saat kadar bekledim. O da olmayınca, yorganı üstümden çektim, ışıkla kapıyı aynı anda açtım. Ki bana göre bu çok önemli bir gözdağı, bir mesaj. Işıkla kapı aynı anda açılırsa, kesin içerden biri dışarıya doğru sparta vari çıkış yapacak demektir. Ama ben yapınca öyle olmadı, yani tam olmadı, burnum akıyordu tam o sıra. Neyse kaptım şarap şişesini daldım salona, baktım hiç kimsecikler yok. Geldim şimdi yatağa, sigara içiyorum. O kadar tırsttım ki playstationu kapsam diyorum, hiç bilmediğim bir şehrin, hiç bilmediğim bir çöp konteynırına koysam acep kurtulur muyum?

Not: şimdi yatağın yanına tripodu koydum, üç kişiye kadar saldırı yapabilirim.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili apartman yöneticisi ilhan amcama

İlhan amca, nasılsın? Biliyorum, iyisindir. Eminim ki yenge yine güzel yemekler yapmıştır. Kızının dersleri nasıl? Kızın msni verir misin? Şaka şaka. Hemen sinirlenme İlhan amca. Sözlerime nasıl başlasam bilemiyorum. İkinci yılına girdiğimiz bu mütevazi komşuluk teranesi içinde birbirimizi hiç üzmedik, hiç kırmadık. Bazen bizim Mustafa'nın can sıkıcı hareketleri aramızı gerdiyse bile alttan almasını bildin, hep çocuğun gibi bizi sevdin, yol gösterdin.
Bu mektubu yazma sebebime gelince ilhan amca; biraz önce sizin eve çıktım ve sen kapıyı açtın. Amacım muhtarlıktan aldığım belgeyi sana teslim etmekti. Bi de o belgenin üzerine telefon numaramı yazdım ilhan amca, onu da kızına şeettirsen hehe. Kızma ilhan amca, vallahi kötü bi niyetim yok. Neyse, ilhan amca sen kapıyı açtığın sırada ne oldu biliyor musun? Bilmezsin ilhan amca. Sen kapıyı açtığında içeriden yemek kokusu geldi burnuma ilhan amca. Kurufasülye yiyorsunuz ilhan amca. Yenge yine yapmış yapacağını. Geçen sefer de sizin daireye çıkmıştım, yine yemek yiyordunuz, o sefer kanat yiyordunuz. Onu canım çekmemişti ama kurufasülye beni fena etti ilhan amca. Sen ağzını şapırdatarak “hmmmffsss hallettiniz mi işleri?” diye sordun ya ilhan amca, benim o sıra kafam sizin mutfaktaydı ilhan amca. Bu arada sizin salon tertemiz ilhan amca, yengeyi bir kez daha tebrik ediyorum.
Biliyorum, şu satırlara “şehir hayatının komşuluk ilişkileri üzerindeki etkisi ve kafkaesk dünyanın derinlikleri” diye devam etmemi bekliyorsun ama yapamayacağım ilhan amca. Benim aklım sizin kuruda kaldı ilhan amca. Hani biz ilk geldiğimiz zaman “oğlum şu mutfak camına perde takın, karşıdaki teyze rahatsız oluyor” demiştin ya ilhan amca. İşte ben o teyzenin, özür dilerim ilhan amca, kabalaştım biraz. Biz oraya niye hala perde takmadık biliyor musun ilhan amca? Çünkü mutfak ne kadar boş, ne kadar yalnız, ne kadar karanlık göstermek istiyoruz size ilhan amca. Sen hala perde tak diyorsun ilhan amca. Takmıyorum perde filan ilhan amca. Çok sıkışırsam posta, bulvar türevi gazeteleri yapıştırırım ama perde takmam oraya ilhan amca. Perde takarsam oraya sanki yemek pişiyormuş, sanki bu çocuklar çok hamaratmış gibi bir şey olur ilhan amca. Artık ne olur sen karar ver lan dübük!
Kılım olm sana, kapıcıya da kılım. Çöp için niye kapıyı çalmıyor ulan, kolumu yorulur hıyarın. Bir daha görürsem herifi valla billa çıkartır çatı katına döverim hıyartoyu! Ayrıca o en üst kattaki bodur boylu kokanaya söyle az parfüm sürsünler. Sabah sabah midem kaldırmıyor anasını satiyim. Kızına da söyle canı sıkılınca bize gelebilir. Benim söyleyeceklerim bu kadar ilhan amca, bir daha ki sefere mektup yazmam, mustafayla adam toplar, tam apartman ışığı söndüğü anda dalarız sana. Hadi bye!

1 Ekim 2009 Perşembe

SONRADAN GELEN

Sonradan gelmek ne fena ulan. Dikkatler üzerinde oluyor ulan çok kötü ya. Dikkatler üzerimde olsun, on numarayım, süpersonikim diyorsan güzeldir ancak bunu istemeyenler için skimsonik bir hal alıyor. Mesela ben sonradan gelen olunca çok sıkıcı oluyor. Hep bir umut yüze bakmalar, hadi yeni geldin bir espri yap, bir şaka yap filan. Ben selamımı verir, geçerim köşeme. Bir anımı anlatayım, bak nasıl inanacaksın bana.

Küçükken Erdal B.çekmecespor da top tepiyordu. Her gün-akşam antremana gidiyordu. Forması vardı, kramponu vardı, tozluğu vardı. (Evet, ne yazık ki vardı). Erdal küçüktü ama ben daha küçüktüm. Afedersiniz götten bacaktım. Her akşam Erdal'ı terli terli, yorgun argın eve gelmiş görünce canım çekiyordu. Erdal futbol oynarken ben neden evde şairin vermek istediği mesajı düşüneyim ki? Doğal olarak mesaj iletilemiyordu. İnat ettim, allam ettim kullem ettim, her gece bağrımı gere gere isyan ettim, önümde duran hemen hemen her nesneye futbol topu gözüyle baktım. Yakarışlarıma dayanamayan babam, açtı kollarını, “ senden futbolcu olmaz kocakafa heuehueh” dedi. Annem babamın söylediklerine sinirlenince semt pazarından gitti plastik top aldı. Sabah akşam evin önünde top teptim. Cam, pencere ne var ne yok yıktım geçtim. “ burası ali samiyen mi anunagoyim” diyenleri ciddiye almadan sürekli vurdum. Vurdukça coştum, coştukça daha sert vurdum. Ve bir gün patlayan plastik topun yarısını kafama yerleştirmiş gezerken, aynı zamanda çekmecesporun teknik direktörü olan adnan amca bende ki cevheri farketti. Bu çocuk futbol için gelmiş dünyaya, diye düşündü. Yarın gel takımla çalışmalara başla, dedi. Sevinçten gözüme uyku girmedi. Sözleşme imzalarken basına neler söylemem gerektiğini düşündüm durdum yatakta.
Gel zaman git zaman ben takımla çalışmalara devam ediyordum. Hep top topluyordum. Olsundu, o da yeterdi bana. Bir hafta bu erdalların dangalak takımı bir maçı kaybetti. Ben yedeğin yedeği olduğum için anca tribünde oturdum. Yenilgiye sinirlenen Adnan amca, soyunma odasında esti gürledi. Sizlerden bir halt olmaz, dedi. Futbol sonunda çekmecesporun kazanması gereken bir oyundur, dedi. Konuştukça sinirlendi, sinirlendikçe coştu. Ve cezayı kesti, haftaya yedekler oyuna çıkacak! Ben de yedeğin yedeği olduğum için doğal olarak o maç yedek olacaktım. İşte beklediğim vakit gelmişti. Bıkmadan, usanmadan çalıştığım, gecemi gündüzüme katıp azimle istediğim forma şansı sonunda karşıma çıkmıştı.
Ve maç başladı sevgili seyirciler...
Yedek kulübesinde takımın en hırslı oyuncusu olarak yerimde duramıyordum. Pas versene lan! Koş laaaan koooooşş! Diye diye kendimi yırtıyordum. Aslında adnan amca beni farketsin istiyordum. Gör beni hocaaaa!
Ve ilk yarı sona erdi sevgili seyirciler...
Ve beklenen an geldi sevgili seyirciler, yeni yıldızımız, ahmet oyuna giriyor.
Oyuna dahil olmadan önce, adnan amca kenarda gerekli talimatları verdi. Şu kaptan var ya, işte onu tutacaksın ahmetcim. Sert oyna, kır ayağını gibisinden birşeyler söylüyordu. Bir sürü şey söylemişti, ben sadece kaptanı tut kısmını anlamıştım. Neyse oyuna girdim, kaptanın yanına koştum, arkadan formasını yakaladım, gel buraya köpeeeek! O bacakları eline vericem senin ibneeee! Sahada futursuzca koşuyordum, kaptan nereye, ben oraya. Kaptanda kaptan yani, kallavi bir herifti. İki katım kadardı. Sahanın içinde kafam karışıyordu, top ayağama gelince mala bağlıyordum, maldonado'nun 10 yaşındaki haliydim, hemen yanımdakine topu veriyordum. Top onlara geçtiği zaman, sürekli bana “kaptanı tut” diye bağırıyorlardı. Pavlov'un köpeği olmuştum. Kaptanı tut diyorlardı, hedefe kilitlenip, koşuyordum. Sümük gibi yapışmıştım herife.
Ve son düdük...
Skor 7-0 gibi net bir skor. Brüt bi 15 olurdu heralde.
Benim futbol hayatımda orada bitti işte, sonradan gelene çok umut bağlamışlardı.
Sonradan gelene çok güvenmeyin dostlarım, bu kadar.